301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
30 Haziran 2016 - Perşembe 17:44 Bu yazı 1574 kez okundu
 
BOĞAZ AĞRISI
 
 

BOĞAZ AĞRISI

BOĞAZ AĞRISI

Farenjit, boğazda rahatsızlık, ağrı ya da kaşıntı olması durumudur. Bu rahatsızlıkta yutkunmak acı verici hale gelir. Farenjit, boğazın arka kısmının şişmesi ya da iltihaplanması nedeniyle oluşur. Farenjit nedenleri arasında en sık görüleni grip ve soğuk algınlığı gibi viral enfeksiyonlardır. Bazı virüsler, coxsackie, adenovirüs, influenza, ebstein-barr virüs enfeksiyonu boğaz ağrısına neden olur. En sık boğaz ağrısına neden olan bakteri grup-A beta hemolitik streptokokdur. Bu durumda boğaz arkasında beyaz pürülan iltihap görülür.Hasta gıdaları yutmakta güçlük çeker. Hastada ateş hemen daima vardır.

Boğaz iltihabı, boğazda iki tarafta bulunan tonsil veya bademcik olarak adlandırılan dokuların iltihaplanmasıdır. Anjin ya da tonsilit olarak ta bilinir. Rahatsızlık akut, subakut ve kronik seyirli olabilir. Akut olan türü virüs ya da bakterilerle bulaşır. Subakut adı verilen türü actinomyces bakterisi nedeniyle oluşur.

 

Boğazda acı, ağrı ve yanmalarla kendini gösteren rahatsızlık, bazı hallerde kulaklarda ağrı ve boyun tutulmalarına neden olabilir. Hastalarda yutkunma zorlukları, ateş, ürperti, baş ağrısı ve ses değişimleri yapabilir. Boğazda kaygan, kırmızı ve şiş olan dokuların üzerinde beyaz, sarımsı kabuklanmalar görülür. Lenf dokularında(bezelerinde) şişmeler olabilir. Çocukluk dönemlerinde oldukça sık görülen bir rahatsızlıktır. Üç yaşından daha küçük olan çocuklarda, rahatsızlık çoğunlukla viral enfeksiyonlar sonucunda gelişir.  3 yaş altı çocuklarda boğaz enfeksiyonuna en sık adenovirüs neden olur.Stretokok denilen mikrobun yaptığı iltihap, 5-10 yaş arası çocuklarda daha çok kış döneminde görülür. Özellikle aile üyeleri arasında oldukça bulaşıcı özelliği vardır.

 

BOĞAZ AĞRISI SINIFLAMASI

Farenjit, akut(kısa) ve kronik(uzun) olmak üzere ikiye ayrılır:

Akut farenjit, yaygındır ve genellikle viral bir enfeksiyon nedeniyle oluşur. Soğuk algınlığına neden olan viral enfeksiyon genelde akut farenjite neden olan enfeksiyonla aynıdır. Akut farenjit, bir haftadan daha kısa bir sürede düzelir.Kronik farenjitte kalıcı bir boğaz ağrısı vardır. Kronik farenjit belirtileri akut farenjit göre daha uzun sürer.

BOĞAZ AĞRISI BELİRTİLERİ NELERDİR?

Farenjitte temel belirti boğaz ağrısıdır. Diğer belirtiler arasında şunlar olabilir:

-Ateş,

-Boğazda gıcık, yanma,

-Gıdaları yutma güçlüğü ve yutarken ağrı,

-Ağızdan kötü koku gelme(Bakteriyel, adenovirüs ve ebstein-barr virüs enfeksiyonlarında),

-Baş ağrısı,

-Eklem ve kas ağrıları(Özellikle grup-A beta hemolitik streptokok enfeksiyonları ve infenza görülür),

-Deri döküntüleri,

-Boyunda şişmiş lenf düğümleri.

-Streptokok farenjitinde karın içi bezelerde büyümede görülebilir.

 

BOĞAZ AĞRISINDA GELİŞEN OLUMSUZ DURUMLAR

-Şiddetli vakalarda hava yolu tıkanabilir(Özellikle ebsteinn bar virüs enfeksiyonlarında)

-Bademcik etrafında, boğaz arkasında, boyunda apse oluşabilir.

-Uzun süren olgularda orta kulak iltihabı, sinüzit, menenjit, beyin damarlarında tıkanıklık gelişebilir.

 

HEKİME NE ZAMAN BAŞVURULMALIDIR?

Birkaç gün içerisinde geçmeyen boğaz ağrısı, yüksek ateş, boyundaki lenf bezelerinde büyüme durumunda hekime başvurulmalıdır. Eğer solunum zorluğu, döküntü, ağızdan salya gelme, kusma gibi bulgular varsa acilen hekime başvurulmalıdır.

BOĞAZ AĞRISINA YATKINLIK OLUŞTURAN DURUMLAR NELERDİR?

-Soğuk algınlığı ve grip mevsimi,

-Boğaz ağrısı veya soğuk algınlığı olan kişi ile yakın temasta bulunmak,

-Sigara içmek ya da sigara dumanına maruz kalmak,

-Reflü hastalığının olması

-Alerjik bünyeli olmak

-Bağışık yetersizliğin olması

-Soğuk içecek içmek, soğuk gıda yemek

-Çocukların kreşe veya okula gitmesi farenjitin ortaya çıkmasını kolaylaştırır.

 

BOĞAZ AĞRISI NASIL TEŞHİS EDİLİR?

Farenjit tanısı koymak için doktorunuz genel bir kulak-burun-boğaz muayenesi ile boğazınızı kontrol edecektir. Genelde viral nedenli farenjitde boğazda tuz serpimiş gibi küçük iltihabi odaklar görülürken(viral kript), bakteriyel nedenli farenjitde eksüdalar(iltihabi odaklar) daha büyük ve yaygındır. Bazı virüslerin neden olduğu farenjitde(adenovirüs, ebsteinn-barr virüs) iltihabi odaklar bakteriyel nedenli farenjitde olduğu gibi büyük ve yaygındır. Yine bu virüslerin neden olduğu farenitde öksürük, aksırık, burun akıntısı, hapşırık gibi bulgular görülür. Ebsteinn-barr virüsüne bağlı farenjitde ampisilin kullanırken vücutta döküntü gelişir. Adenovirüslerin neden olduğu farenjite ishal ya da iltihaplı göz kızarıklığı(konjonktuvit) eşlik edebilir. Adenovirüs enfeksiyonlarında, bakteriyel enfeksiyonlarda olduğu gibi; kandaki mikrop düzeyi olan CRP ve sedimentasyon oldukça yüksektir. Bazen hem bakteriyel, hem viral nedenli farenjitde boğazda hafif kızarıklık dışında birşey görülmez. Rahatsızlığın streptokok boğaz ağrısı olup olmadığını anlamak için boğaz kültürü veya hızlı strep testi yapılabilir.Tam kan tahkili, sedimentasyon ve CRP gibi tetkikler istenebilir.

Hızlı bir kültür metodu (Streptokült®) bir sonraki sabah sonuçlanır. Hızlı antijen testi kullanılırsa, negatif bir sonuç kültürle doğrulanabilir(yinede, 3 yaşın altındaki çocuklarda streptokok bademcik iltihabı o kadar nadirdir ki negatif antijen testinin kültürle kontrol edilmesi gerekir)

 

BOĞAZ AĞRISI NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Farenjit genelde virüs kaynaklı(%80-90 oranında) olduğu için antibiyotik tedavisine cevap vermez. Hızlı streptokok testi pozitif gelirse ya da bakteriyel eksüda(büyük iltihabi odaklar) varsa antibiyotikle tedavi edilebilir.

İltihaplanmanın tedavisinde antibiyotikler oldukça iyi sonuçlar vermektedir. Uygulanacak 5-7 günlük bir ilaç tedavisi çoğunlukla iyileşmeyi sağlayacaktır. Sürekli olarak tekrarlayan iltihaplanmalarda, doktor bunun streptokok enfeksiyonu olduğunu belirlemek için boğaz kültürü yaptırabilir. Bunların sonunda kullanılacak antibiyotikler tedaviye olumlu olarak yansıyacaktır. Bu şekilde tedavi sağlanamazsa, cerrahi yöntemler uygulanarak bademciklerin alınması gerekebilir.

 

Ateş ve ağrı en iyi parasetamol ile tedavi edilir. İbuprofende kullanılabilir. Grup A streptokokun neden olduğu enfeksiyonlar 70 mg/kg/gün penisilin V (100.000 birim/kg/gün) veya (penisilin alerjisi olan hastalarda) 10 gün için iki doz halinde 50 mg/kg/gün sefaleksin ile tedavi edilmelidir.

 

Sefalosporinlerde daha kısa aralıklarla (2–6 gün) kullanılır, fakat daha fazla yan etkiler ortaya koyar. Bademcik iltihabının tedavisinde makrolid antibiyotikleride kullanılabilir.

 

Bulaşıcılıktan dolayı antibiyotik tedavisinin başlangıcından sonra bir gün için çocuk okula gönderilmemelidir. Okula gönderilmeme süresi neden olan mikroorganizma ve hastanın genel duruma göre belirlenir.

 

 

Ameliyat yapılması gereken durumlar:

-Hastanın solunumunu engelleyecek derecede bademciklerde büyüme olması halinde,

-Hastada yutkunma sorunlarının oluşması halinde,

-Hastada sıkça tekrarlayan boğaz ağrısının olması halinde,

-Hastada sürekli olarak tekrarlayan boğaz iltihaplanması olması halinde,

-Boğaz iltihabının sinüzit, orta kulak iltihabı gibi komplikasyonlara sebep olması halinde bademciklerin ameliyatla alınma kararı verilir.

 

Bademcik ameliyatı genel anestezi altında yapılmaktadır. Ameliyat yaklaşık olarak 20-30 dakika sürmektedir. Hastada kesi yapılmadan, ağzın içinden özel aletlerle bademcikler alınır. Hastada solunum güçlüğü ya da kanama belirtisi olması halinde, yeniden ameliyata alınması gerekebilir. Hastanede 5-10 saat gözetim altında tutulan hastalar, herhangi bir sorun olmazsa taburcu edilirler. 3 yaşın altında olan hastalar için, bu süre bir gece olarak belirlenebilir.

 

BOĞAZ AĞRISINI RAHATLATMAK İÇİN NELER YAPILABİLİR

Boğaz ağrısı çok rahatsız edicidir ve verdiği sıkıntı nedeniyle adeta başka bir şeyi düşünmenizi engeller. Yutkunurken veya hatta nefes alırken şiddetli bir ağrı htiğinizde genel sağlığınız kötüleşir.

-Ballı ya da limonlu çay gibi sıcak sıvılar alınabilir. Bu çay, bir fincan kaynar su başına iki çorba kaşığı bal ve bir limonun suyunu konularak hazırlanır. Bu karışıma sıradan bir poşet çay ekledikten sonra bir süre soğumasına izin verin ve yavaş yavaş için. Bu boğaz ağrınızı hemen yatıştıracaktır.

-Günde birkaç kez, ılık tuzlu su (1 su bardağına, ½ çay kaşığı tuz ) ile gargara yapılabilir.

-Boğaz pastilleri emilebilir (Yutma tehlikesi bulunduğu için küçük çocuklara(5 yaşından küçük olanlara) bu tür pastiller verilmemelidir).

-Mentollü buharlaştırıcı ya da nemlendiriciler kuru ve ağrılı boğazı yatıştırabilir.

-Tere yağında pişirilen dut pekmezinin tüketilmesi oldukça etilidir.

-1/8 çorba kaşığı kırmızı biberi 1/2 fincan sıcak suyla karıştırıp günde birkaç kez gargara yapın. Kullandığınız kırmızı biber miktarına dikkat edin, çünkü bu oldukça kuvvetli ve acıdır.

-Zencefil çayının etkili olabilmesi için taze ve öğütülmüş olması gerekir. Her fincan kaynar su başına 3 çay kaşığı zencefil ekleyin. Bunu 5 dakika bekletin ve bir poşet çay veya bir çorba kaşığı bal ekleyin.

-Kekik çayı, bir fincan kaynar su başına 1 yemek kaşığı kuru kekik kullanarak hazırlanabilir. Bunu süzün, soğumaya bırakın ve gargara yapın.

-Meyan kökü çayı, bir fincan su başına bir veya iki adet meyan kökü parçası kullanarak hazırlanır. Meyan kökü içeren çay poşetleri ile demlene çay içilebilir. Hatta kökün tükürüğünüzle karışıp, boğazınızı rahatlatmak için bir miktar çiğnenebilir. Bu boğazınıza iyi gelecektir. Bunu kullanırken dikkati olmanız önerilir, çünkü çok fazla tüketmeniz durumunda kan basıncını yükseltebilir. Hamile kadınlar veya hipertansiyonu olanlar  için önerilmez.

-Yutkunurken htiğiniz ağrıyı yatıştırmak için birkaç adet karanfil çiğneyebilirsiniz. Karanfil ayrıca hemen hemen her tür enfeksiyonla mücadele etmeye yardımcı olacağı için, bununla gargara da yapabilirsiniz.

-Karbonat ve tuz karışımı, yarım çorba kaşığı karbonatla, yarım çorba kaşığı tuzu yarım fincan ılık suda karıştırılarak hazırlanır. Bu karışımla günde birkaç kez gargara yapın.

-Papatya çayı, boğaz ağrısına da iyi gelir. Bu sizi rahatlatır, mide ağrılarına iyi gelir ve sizi soğuk günlerde ısıtır. Uyku getirici bir özelliği olduğu için papatya çayı soğuduktan sonra gargara olarak da kullanılabilir

-Boğaz enfeksiyonuyla mücadele edebilmek için, %3 hidrojen peroksit(oksijenli su) ile gargara yapın. Eğer bunun tadı size çok kötü gelirse, eşit miktarda suyla seyreltebilirsiniz.

-Bir fincan su başına üç adet limon yaprağını 10 dakika süresince kaynatın. Ardından ateşi kısın ve bir çorba kaşığı bal ekleyin. Bunu soğutmadan yavaş yavaş için. Suyla veya balla karışık limon suyuyla günde beş kere gargara yapabilirsiniz. Limonun dişlerinizin üzerinde etkiye sahip olması nedeniyle bu karışımı kullandıktan sonra dişlerinizi fırçalamayı ihmal etmeyin.

-Bir çorba kaşığı papatya yaprağı ve iki fincan kaynar suyla bir bandaj hazırlayın. Bunun için yaprakları suya koyup birkaç dakika pişirin ve bir bezle çıkarın. Bezi iyice sıkın ve soğuyana kadar boynunuza uygulayın. Bunu günde birkaç defa tekrarlayın.

-1 çorba kaşığı saf arı balı, 1 fincan nar, 1 fincan az yağlı yoğurt, yarım fincan yaban mersini ve bir buçuk fincan dilimlenmiş muz kullanarak bir karışım hazırlayın. Homojen bir karışım elde edene kadar bütün malzemeleri blendırda karıştırın ve karışımı günde iki kere için.

-1 adet soğan dilimleyin ve bunu yarım litre suya katın. Üç çorba kaşığı şeker ekleyin ve bunu 12 saat bekletin. Her iki saatte bir, boğazınızın ağrısı geçene kadar bir fincan için.

-2 adet havuç, 4 adet kereviz sapı, 1 diş sarımsak ve 1/4 rezeneyle bir sebze suyu hazırlayın. Bunu blendırda iyice karıştırın ve günde iki kere için.

-25 gram çilek, 700 mililitre su ve 30 gram çilek yaprağını 15 dakika kaynatın. 1 çorba kaşığı bal ekleyin. Bunu süzün ve kapalı bir şişe içerisinde buzdolabına koyun. Her 45 dakikada bir gargara yapın.

-Bir avuç maydanoz, bir adet soğan ve bir diş sarımsağı yıkayın ve dilimleyin. Karışım homojen bir macun kıvamına ulaşana kadar blendırdan geçirin ve günde bir bardak için.

-Adaçayı: Adaçayı soğuk algınlığı hastalıklarında etkili bir rol oynamaktadır. Ayrıca boğaz enfeksiyonu ve öksürük için oldukça olumlu etkileri vardır. Anti-mikrobiyal ve anti-inflamatuar niteliği ile boğaz enfeksiyonunu azaltmaya yardımcı olur. Adaçayına limon ekleyerek tüketildiğinde vücut için C vitamini desteği sağlanabilir ve balla tatlandırılarak tüketilebilir.

-Karaağaç Çayı: Karaağaç çayı daha çok Kuzey Amerika ülkelerinde boğaz enfeksiyonu için yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Karaağaç çayı, karaağacın iç kabuklarından elde edilir ve su ile buluşturulduğu zaman jel kıvamı alır. Bu jel kıvamını alan madde boğazın etrafını kaplayarak enfeksiyonu azaltır.

-Okaliptüs Çayı: Grip ve üst solunum hastalıklarında okaliptüs oldukça popüler bitkiler arasında yer almaktadır. Boğazı yatıştırıcı bir özelliğin yanı sıra bronşit ve sinüzit ağrılarını da en aza indirir. Okaliptüs çay olarak hazırlanacağı gibi kaynar suya ilave edilerek buharı da solunabilir. Ayrıca hazırlanan çay soğuduktan sonra gargara olarak da kullanılabilir.

 

NOTLAR:

 

Kültür veya hızlı antijen testiyle teşhis edilen A grubu streptokokun neden olduğu enfeksiyonlarda antibiyotikler  gerekir. Enfeksiyöz mononükleozlü küçük çocuklarda hafif belirtiler görülür. Antibiyotik tedavisi faydalı değildir, fakat hastalık esnasında amoksisilin, ampisilin, ampisilin-sülbaktam gibi antibiyotiklere bağlı hemen her hastada kırmızı renkli, basmakla solmayan küçük döküntüler gelişir. Streptokokun neden olduğu salgınlar belirlenmeli ve yönetilmelidir. Kontamine yiyecek ve sütün Streptokok salgınına neden olduğu bilinmektedir.

 

REKÜRREN AKUT(ANİ GELİŞEN) TONSİLLİT(TEKRARLAYAN BADEMCİK İLTİHABI)

Genellikle kabul olan tanıma göre bir yılda 7 atak, 2 yılda yıl başına 5 atak veya 3 yılda yıl başına 3 atak veya üzerini geçiren hastalar rekürren tonsillitli olarak kabul edilmektedir.

 

Büyük oranda beta laktamaz üreten mikroorganizmaların artışına bağlı olarak olarak bakteriyel floranın değişimi ile Haemophilus influenzae'nın tekrarlayan enfeksiyonlarda görülme sıklığı (%24-76) diğer mikroorganizmalara göre daha fazladır. Bazı seçilmiş vakalarda antibiyotik kullanımı faydalı olabilir. Erişkinlerde kronik olguların dağılımı çok fazla iken çocuk grubunda tekrarlayan enflamasyon hakimiyeti vardır.

 

Rekürren(tekrarlayan) enfeksiyonda birinci basamak tedavi sefaleksin olup grup A streptokokları penisilinden daha etkili biçimde yok eder. Klindamisin (300 mg × 2, 10 gün boyunca)’de grup A streptokokları yok eder ve diğer bakterilerden kaynaklanan rekürren tonsilliti de engeller.

 

KRONİK(UZUN SÜRELİ) TONSİLLİT

Kronik tonsillitte devamlı boğaz ağrısı, ağız kokusu, akut enfeksiyona eğilim, tonsil kriptleri arasında(çukurları) gıda ve bakteri artıklarının oluşturduğu kirli sarı renkteki magma ve kalıcı bezeler görülür. Genelde bu tip çocuklar çok sık hasta olmakta ve yaşıtlarına göre gelişim sorunu yaşamaktadırlar. Tonsillit nedenleri arasında  AGBHS(A grubu Beta hemolitik streptokoklar)’ın yanı sıra özellikle Haemophilus influenzae, Moraxella catarrhalis, Streptococcus pneumoniae üst solunum yolu enfeksiyonlarında en sık karşılaşılan ve yüksek oranlarda beta laktamaz üreten mikroorganizmalardır.

 

ADENOİDİT

Genellikle tek başına olmaktansa bir tonsillit tablosuna eşlik eder. Burun tıkanıklığı, pürülan veya mukopürülan burun akıntısı vardır. Bu gruptaki çocukların temel sorunu özellikle geceleri artan tıkanıklıktır, bu blokaj ile solunum sesli hale gelir. Adenoidit atakları sonucunda adenoid hipertofisi tabloya eklenebilir. Nazofarenkste dar bir alanda bulunan bu lenfoid dokunun büyümesi ile burun hava yolu tıkanması sonucu sinüzit, östaki tıkanmasıyla orta kulak iltihabı oluşabilir. İlerlemiş vakalarda ise "adenoid yüzü"olarak tanımlanan geniş burun sırtı, nefes alabilmek için belirli postürde duran, ağzı açık çocuklarla karşılaşabiliriz.

 

Adenoid hipertrofisini klinik muayeneyle saptamak için tufle ve endoskopi olmak üzere iki yol mevcuttur. Bazı klinisyenler çocuklar için travmatik olabilecek bu iki yöntemin yerine nazofarenksin lateral

yumuşak doku grafilerini tercih etmektedirler.

 

FARENJİT

Farenjit boğaz yapılarının herhangi bir inflamasyonunu tanımlamak için kullanılan genel bir terimdir. Tipik olarak, hastalık odinofaji(yutma sırasında ağrı) ile ortaya çıkar, ancak tanı koymak için enflamasyonun objektif bulguları mevcut olmalıdır. En sık görülen ajanlar adenovirüsler, influenza virüsler, parainfluenza virüsler ve enterovirüslerdir.  Rhinovirüs  ve respiratuar sinsisyal virüs kaynaklı enfeksiyonlar okul öncesi dönem çocuklara özgüdür ve nadiren açık faringeal enflamasyon bulguları ile beraberdir. Adenovirüsler daha büyük çocuklar ve ergenlerde daha sık görülürler. Nadiren nazofarenjit yapabilecek

viral olmayan ajanlar arasında Corynebacterium diphtheriae, Neisseria meningitidis, Haemophilus influenzae, Coxiella burnetti sayılabilir. Boğazda ağrı, hiperemi(kızarıklık), disfaji(yutma güçlüğü), odinofaji(yutma sırasında ağrı), kulağa yansıyan ağrı görülür. Enfeksiyon şiddetine bağlı olarak boyunda bezeler görülebilir.  Sigara gibi tahriş edici faktörlerin yanı sıra nörojenik mekanizmalarda farenjitin oluşumundan sorumlu olabilir. Belirtilerin süresine göre akut (3 hafta), subakut (3 hafta-3 ay) ve kronik (3 ayı geçen) olarak sınıflanabilir.

 

Nazofarenjitde burun akıntısı, nazal konjesyon, hapşırma, öksürme, boğaz ağrısı görülür. Genellikle viral kaynaklıdır.Gençlerde daha fazladır. Belirtiler 10 gün içinde geçer.

 

Faringotonsillitde burun şikayetleri görülmez. Boğaz ağrısı, kulağa yansıyan ağrılar, yutkunma sorunları, boğaz ağrsı, kulağa yansıyan ağrı, yutkunma sırasında ağrı görülür.  Grup A beta-hemolitik streptokoklar, adenovirüsler, influenza, parainfluenza, enterovirüsler, EBV(Ebstein Barr) virüs neden olur.

 

HASTA SEVKİ

 

Acile sevk: Akut tonsillite bağlı gelişen peritonsillar abse, retrofarengeal abse,  tonsiller kökenli septisemi(kana mikrop yayılması)

 

Birkaç gün içinde konsültasyon için sevk: Tonsillerde küçülmeme veya lokal ülserasyona dayalı bir kanser şüphesinin olması.

 

Acil olmayan sevk: Tekrarlayan, doğrulanmış bakteriyel tonsillit (> 4 ×/yıl), tonsillerden kaynaklanan havayolu tıkanması (neredeyse birbirlerine değerler), uyku apnesi, diş yerleşim bozukluğu gelişirse, eğer hastada tedaviye rağmen kötü ağız kokusu, boğaz ağrısı ve kusma varsa ve belirtiler kendiliğinden düzelmiyorsa , streptokokal salgınlar varsa.

 

Pozitif kültürü olan tüm hastalar aynı zamanda tedavi edilmelidir ve tedavi başladıktan sonra belirtisi olsa da olmasa da bakım evinden, okuldan veya işten bir gün ayrı kalmalıdır. Belirtileri olan hastalar daha uzun süre hastalık izni alabilir. Tedavi sonrasında kontrol numuneleri gerekmemektedir. Belirtileri olan hastaların aile üyelerinden kültür almayı ve onları tedavi etmeyi ihmal etmeyiniz.

 

HAMİLELİKTE BOĞAZ AĞRISI

Hamilelik dönemi bir kadının yaşayabileceği mucizevi ve heyecan dolu bir süreçtir. Bu dönemde anne adayının birçok hastalığa karşı dirençli ve dikkatli olması gerekir. Hamilelik döneminde bağışıklık sistemi diğer dönemlere göre daha savunmasız olur ve dolayısı ile bazı hastalıklara yakalanma riski daha fazladır. Boğaz ağrısı, grip, soğuk algınlığı ve nezle gibi üst solunum yolları hastalıklarına yakalanma olasılığı gebelik döneminde daha fazladır. Bu dönemde oluşan boğaz ağrısını kontrol altına almak için sorunu başlangıç aşamasında tedavi etmek gerekmektedir. Gebelik dönemi ilaç kullanımı için uygun bir dönem olmadığından dolayı boğaz ağrısı için doğal ve bitkisel ürünlerden yararlanılabilir.

 

Boğaz ağrısı nezle, grip ya da soğuk algınlığı nedeni ile oluşmuşsa kaynağı bir virüs olduğundan spesifik bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Antibiyotik ile uygulanan tedaviler boğazlarda ağrıya yol açan virüslere her hangi bir etki sağlamaz. Antibiyotik tedavisi bakteri kaynaklı sorunlarda kullanılmaktadır. Gereksiz yere kullanılan antibiyotikler hastalığı düzeltmediği gibi daha ciddi sorunlara yol açabilir. Özellikle gebelik döneminde bu tür sorunları kontrol altına almak için vitamin desteği, sıvı tüketimi ve bol istirahat önerilmektedir. Kullanılabilecek basit bir ağrı kesici ve antibiyotik için mutlaka doktora danışmak gerekmektedir. Bu dönemde antibiyotik tedavisi sinüzit, zatürre gibi her hangi bir bakteriyel enfeksiyon söz konusu ise doktor tavsiyesi ve gözetimi altında uygulanabilir.

 

Hamilelik döneminde boğaz ağrısına uygulanabilecek bitkisel öneriler

Boğaz ağrısı çok şiddetli değilse bir fincan aşırı sıcak olmayan çay ağrıya karşı iyi gelebilir. Çay bir miktar bal ve limon ile tatlandırılarak içilebilir. Bu şekilde ağrı daha çabuk ortadan kalkacaktır. Uyku problemi yaşamamak için çay içmek istemeyen anne adayları ılık suyun içine birkaç damla limon ve 1 tatlı kaşığı bal ilave ederek içebilir. Tıpkı çay gibi hafif boğaz ağrılarına karşı iyi gelir.

 

Zencefil çayı yine hamilelik döneminde yaşanan boğaz ağrısı için kullanılabilir. Zencefil rendelenerek 5 dakika kadar kaynatılır. Kaynayan zencefilin suyu süzülür, içine bal ve limon eklenerek tüketilebilir.

Gün içinde çok soğuk olmayan suya 1 tatlı kaşığı kadar tuz ilave edilerek 2 defa gargara suyu olarak kullanılabilir. Uygulanan gargara kan dolaşımını hızlandırarak balgam söktürücü bir etki sağlar.

2-3 diş sarımsak iyice çiğnendikten sonra yutulur. Doğal bir antibiyotik olan sarımsak boğaz ağrısına karşı fayda sağlar.

Nar kabuğu yine boğaz ağrısına karşı iyi gelen şifalı meyveler arasındadır. Nar kabuğu rendelenerek ya da blenderdan geçirilerek çay gibi demlenir. Hazırlanan çay bir fincan olacak şekilde içilir.

 

Hamilelikte boğaz ağrısı tedavisi için yarım kahve fincanı hardal tohumu iyice dövüldükten sonra 1 yemek kaşığı bal, yarım limon suyu ve yarım tatlı kaşığı tuz ile karıştırılır. Üzerine 1 su bardağı su eklenerek kaynatılır. Karışım soğuduktan sonra gargara suyu olarak kullanılır.

Hamilelik döneminde ya da normal dönemlerde yaşanan boğaz ağrısı nedeni ile yemek yemekte güçlük yaşanabilir. Bu nedenle sıvı gıdalar ile beslenmek daha doğru olur. Özellikle bol limonlu tavuk çorbası boğaz ağrısına iyi gelen bir çorbadır.

 

Hamilelik dönemi vücudun hassas ve daha kırılgan olduğu bir dönemdir. Çoğu bilinçli anne adayı bu dönemde ilaç kullanmaktan kaçınır. Bu nedenle de doğal bitkisel tedavilere yönelir. Hamilelik döneminde kesinlikle doktor önerisi olmadan ilaç kullanılmamalıdır. Rahatsızlık yalnızca boğaz ağrısı değilse ve beraberinde başka rahatsızlıklarda varsa, evde uygulanan tedavi yöntemlerine rağmen sorun kontrol altına alınamıyorsa muhakkak bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir.

 

 

AKUT SİNÜZİTE BAĞLI BOĞAZ AĞRISI TEDAVİSİ

Akut süpüratif(irinli) sinüzitte antibiyotik tedavisi önemli bir yere sahiptir. Amoksisilin ve betalaktamaz inhibitörü kombinasyonları, 2. Kuşak sefalosporinler, metronidazol kullanılabilir. Komplikasyon(istemeyen olumsuz etki) düşünülen hastalarda seftriakson ile damardan tedavi uygun bir seçenektir. Antibiyotiğe genellikle 3 gün içinde cevap görülür. Tedaviye belirtiler geçtikten 7 gün sonrasına kadar devam edilmelidir. Antibiyotiğe ek olarak mukoza şişliğini çözüp sinüs drenajına(boşalmasına) yardımcı olmak için topikal (nafazolin, oksimetazolin, xylometazolin) ve sistemik (psödoefedrin, fenilpropanolamin) dekonjestanlar kullanılır. Mukolitikler(mukus çözücüler) (guaifenesin, ambroksol, N-asetilsistein) koyu sekresyonları olan hastalarda kullanılabilir. Analjezik ve serum ile burun yıkama tavsiye edilir. Bulunulan ortamın nemlendirilmesi ve buhar uygulanması özellikle havanın kuru olduğu kış aylarında faydalıdır. Genellikle medikal tedavi ile akut sinüzit tedavi edilirken; kronikleşen veya düzelmeyen hastalarda endoskopik sinüs cerrahisi ameliyatı uygulanabilir.

 

ALLERJİK RİNİT'E BAĞLI BOĞAZ AĞRISI

Allerjik rinit en sık rastlanan alerjik hastalıktır. Alerjik bünyeli kişilerde, allerjen ile karşılaşma sonucunda burunda akıntısı, aksırık, kaşıntı ve tıkanıklık şeklinde yakınmaların oluştuğu hastalık tablosu allerjik nezle olarak tanımlanır. Geniz akıntısı nedeniyle kronik boğaz irritasyonuna yol açarak boğaz ağrısı oluşturur.

 

Alerjik rinit IgE aracılığı ile ortaya çıkan inflamatuvar bir hastalıktır. Her yaş grubunda en sık görülen kronik hastalıklardan biridir. Bu hastalıkta genetik, immünolojik ve çevresel faktörler rol oynamaktadır.  Alerjik rinitin çocukluk yaş grubunda %5-9 oranında görülür, sıklığı yaşla birlikte artar, ergenlerde %20 oranında görülür. Rinit nedeniyle hekime başvuran hastaların %50’si alerjik olup, hastalığın yaşam kalitesi ile iş ve okul performansı üzerinde çok önemli etkileri vardır. Sık görülmesi nedeni ile yüksek tedavi maliyetleri ortaya çıkmakta ve iş gücü kaybına neden olmaktadır. Alerjik nezleli kişilerde daha sık oranlarda astım, sinüzit, seröz orta kulak iltihabı ve buna bağlı işitme kaybı, sık anjin(boğaz enfeksiyonu) ve alerjik egzema görülebilir. Alerjik nezleli hastaların %30-35’inde astım, astımlı hastaların %80-85’inde alerjik nezle vardır. Alerjik nezle astım için önemli bir risk faktörüdür.

 

REFLÜ'YE BAĞLI BOĞAZ AĞRISI

Midenin asit içeriğinin yemek borusunu da geçerek yutağa ve oradan da gırtlağa, ses tellerinin arkasına ve boğaza kadar gelmesidir. Bu bölgelere kadar gelen asidik içerik buralarda boğaz ağrısı oluşturabilmektedir.

 

Kilo fazlalığı, yağdan zengin diyet, geç vakitte yemek yeme alışkanlığı, stres, mide pozisyonunda değişiklikler gibi sebeplerle mide ile yemek borusu arasındaki kapakçığın tam kapanamamasına bağlı olarak, midedeki asidin yemek borusuna ve daha da ilerlemesi durumunda boğaza kadar ulaşmasına neden olabilir. Hastalık uzun bir süre çok hafif belirtilerle ve mide hastalığını akla getirmeyecek şikâyetlerle devam ettiğinden genellikle yanlış teşhislerle tedavi edilmeye çalışılır ya da hasta tarafından pek önemsenmez. Bu da beraberinde doku harabiyetini artırarak iyileşmenin gecikmesine neden olur. Hastalar genellikle farenjit veya tonsillit gibi teşhislerle uzun süre antibiyotik kullanırlar. Kuru öksürük (özellikle yattıktan sonra artan), ses kısıklığı, ses yorulması, boğaz ağrısı ve yanmaları, sık sık boğaz temizleme zorunluluğu hme, sık farenjit, sinüzit ve bademcik iltihabı atakları geçirme, geniz akıntısı gibi şikâyetler reflü varlığını düşündürmelidir.

 

Endoskopik yöntemle yapılan ses telleri muayenesinde gırtlağın arkasında görülen şişlik, kızarıklık ve doku kabarıklıkları reflünün oluşturduğu değişikliklerdir. Mideden gelen ve yemek borusunu da geçen asit salgısı üst yemek borusu kapakçığını aşarak, oradan nefes borusuna doğru taşar tarzda dökülür. İşte burası gırtlağın arka yüzeyidir ve tüm değişiklikler de burada oluşmaya başlar. Bu bulgular reflü varlığını düşündürmektedir. Larengofarengeal reflü için yapılacak testler ise baryumlu yemek borusu grafileri, asit pefüzyon testi gibi reflünün sebep olduğu tahrişi tespit etmeye yönelik testlerdir. Yemek borusu endoskopisi ve mukozadan biyopsi alınması ise tipik reflü bulguları olanlarda ilk yapılacak incelemedir ve doğrudan teşhise yönlendirir.

 

REFLÜ'YE BAĞLI BOĞAZ AĞRISI TEDAVİSİ

Larengofarengeal Reflü tedavisinde üç seçenek vardır. Bunlar; yaşam tarzında ve günlük alışkanlıklarda yapılan düzenlemeler (gıda düzeni, kilo fazlalıklarıyla mücadele vb), asit salgısını azaltan ve nötralize eden ilaçların kullanımı ve cerrahi tedavi olarak sayılabilir. Reflünün oluşmaması için bariyer görevi gören fonksiyonları olumsuz etkileyen günlük hayat tarzının, yeme alışkanlıklarının ve yaşam koşullarının düzeltilmesi, tedavinin her döneminde uyulması gereken önlemlerdir.

 

AKCİĞER ENFEKSİYONLARINA BAĞLI BOĞAZ AĞRISI

Zatürre akciğerlerdeki gaz değişimini sağlayan alveollerin iltihaplanmasını belirtir. Üşütmeyle ortaya çıkan rahatsızlıklardan ciddi ve hayatı tehdit edici durumların ortaya çıkmasına kadar değişir. Genellikle bütün tiplerinde ateş ve öksürük görülür. Diğer belirtiler arasında titreme ve soluk alıp vermede güçlük sayılabilir. Zatürre soğuk algınlığı sonrası gelişebilir. Bu hastalarda özellikle öksürük ve balgama bağlı boğaz irritasyonu(tahrişi) ve boğaz ağrısı oluşabilmektedir. Bu hastalığın ciddiyeti büyük oranda genel sağlık durumuna bağlıdır. Gençlerde, atipik zatürre basit bir soğuk algınlığı sanılarak teşhis konmadan atlatılabilir. Bununla birlikte, özellikle kalp yetmezliği ya da kronik bronşit, astım, amfizem gibi akciğer hastalığı olanlarda, zatürre bazen 24 saat içinde ölümle sonlanabilir. Uygun tıbbi bakım, yatak istirahati ve dikkatli gözlem gereklidir.

 

SİGARA KULLANIMINA BAĞLI BOĞAZ AĞRISI

Sigara içilme durumunda, solunum havası içine karışan toksik maddeler orofarenksi ve gırtlağı örten mukozayı tahriş ederler. Bu tahriş ve diğer bazı faktörlerle önce boğaz iltihabı ve ses teli iltihabı denilen iltihaplar meydana getirerek boğaz ağrısı ve ses kısıklığı oluşturur. Uzun süre sigara kullanma durumlarında bu mukozada bir seri değişiklikler başlar. Bu değişikliklerin sonunda kanser gelişir ve buna bağlı boğaz ağrıları olabilir.

 

AŞIRI SES KULLANIMINA BAĞLI BOĞAZ AĞRISI

Yüksek sesle konuşmak, bağırmak, uzun süre devamlı konuşmak sesin kalitesinde bozulmaya, konuşma güçlüklerine ve boğaz ağrısına yol açmaktadır. Bu durum genellikle sesini kullanarak mesleklerini icra eden kişilerde görülür. Şarkıcılar, spikerler, müezzinler, call-center çalışanları, öğretmenler gibi. Bu durum basit boğaz ağrıları ile başlayarak sesini kötü ya da uzun süre kullanan kişilerde ses tellerinin selim lezyonlarına ve ses telinde kanamalara kadar ilerleyebilmektedir.

 

BURUN TIKANIKĞINA BAĞLI BOĞAZ AĞRISI

Burun sorunları (burun orta kemik eğriliği, konka hipertrofileri, allerjik rinit, sinüzit, burun tümörleri vb.) burun tıkanıkğına neden olur. Burun tıkanıklığında hava ağızdan alınır ve yeterince ısınmayan ve nemlenmeyen hava boğaz bölgesinde tahrişe neden olabilmektedir. Bunların oluşturacağı boğaz ağrısının tedavisi nedene yönelik olmalıdır.

 

AŞIRI SICAK, SOĞUK, BAHARATLI YİYECEKLER

Bu tür yiyecek ve içecekler boğaz ve ses teli bölgelerinde tahriş oluşturarak boğaz ağrısı oluşturabilmektedir.

 

KOROZİV MADDELERE BAĞLI BOĞAZ AĞRISI

Daha çok yanlışlıkla olsa da bazen intihar amaçlı da koroziv maddeler içilebilmekte ve özellikle bunlar boğaz ve ses teli bölgelerinde kalıcı boğaz ağrısı ve yutkunma problemlerine neden olabilmektedir. Bu maddelerin teması geriye döndürülemez hasarlar oluşturabilmektedir.

 

TÜMÖRLERE BAĞLI BOĞAZ AĞRISI

Ağız, boğaz, dil, ses teli ve nefes borusunun tümörleri her zaman olmasa da, çoğunlukla uzun süreli sigara ve alkol kullanımı ile ilgilidir. Yansıyan boğaz ağrısı ve yutma güçlüğü, böyle bir tümörün belirtisi olabilir. Boğaz ağrısı, çoğunlukla uzun süreli ve hafiftir. Diğer önemli şikayetler, ses bozukluğu, boyunda şişlik, açıklanamayan zayıflama, tükürük veya balgamda kan olmasıdır.

 

SUBAKUT TİROİDİT( DE QUERVAİN TİRODİTİ)'NE BAĞLI BOĞAZ AĞRISI

 

Subakut tiroidit ,De Quervain tiroiditi veya diğer bir deyişle granülamatöz,dev hücreli tiroidit,genellikle üst solunum yollarının virüslerle oluşan iltihabını, takiben gelişen,boyun bölgesinde tiroid bezi üzerinde şiddetli ağrı ile kendini gösteren, tiroid bezinin iltihabı hastalığıdır.

 

Hastalığın en tipik belirtisi, boyunda tiroid bezine uyan bölgede şiddetli ağrı ve tiroid bezi üzerinde duyarlılıktır ve sert bir şişmedir. Ağrı genellikle boynun bir tarafında başlar,daha sonra diğer taraflara da yayılırsa ,bir  tarafta ağrı daha yoğundur. Bazen de bir tarafta ağrı hafiflerken, boynun diğer tarafında ağrı başlayabilir.Subakut tiroidit'de ağrı çok şiddetlidir,çeneye,dişlere kulağa vurabilir.Yutkunma,öksürük, baş hareketleri,elle dokunmak, giysi teması ağrıyı artırabilir. Ağrının  olduğu bölgede tiroid bezi oldukça serttir. Yutma güçlüğü,ses kısıklığı olabilir.Hastaların önemli bir bölümünde, ağrı gelişmeden günler ya da haftalar önce geçirilmiş üst solunum yolları iltihabı öyküsü vardır,üst solunum yolu nedeni ile 2-3 kutu antibiyotik tedavisi almışlardır, antibiyotik tedavisine iyileşmenin olmaması ve ağrının devam etmesi tipiktir.

 

Hastaların çoğunda, halsizlik ,iştahsızlık, kemik, eklem ve kas ağrıları, üşüme, titreme ateş gibi belirtiler vardır. Hastalığın  gidişi sırasında,hasarlanan tiroid dokusundan, depo edilen tiroid hormonlarının kan dolaşımına dökülmesine bağlı olarak, tiroid hormonu fazlalığı belirtileri görülür. Bunlar; sinirlilik, çarpıntı, terleme, titreme, sıcağa tahammülsüzlük, zayıflama gibi belirtilerdir. Hastalığın gidişi sırasında zamanla veya tedavi ile bez iyileşme dönemine girer, bez kendini toparlar, normal görevini sürdürür.Hastalık genellikle 2-4 ay içerisinde iyileşme birlikte, bazı olgularda nüksler olabilmek te ve iyileşme bir yıla kadar uzayabilmektedir. Bazı olgularda da kalıcı, tiroid bezi tembelliği gelişebilmektedir. Tiroid bezi tembelliği gelişen olgularda, halsizlik, yorgunluk, kilo alma, cilt kuruluğu, üşüme , kabızlık, unutkanlık gibi belirtiler görülebilmektedir.

 

BOĞAZ AĞRISI TEDAVİSİ

Boğaz ağrısı tedavisi, birçok hastalığın belirtisi olarak ortaya çıkabilir. Boğaz ağrısının en önemli sebebi ise enfeksiyonlardır, yani mikrobik hastalıklardır. En önemli mikrop grupları ise virüsler ve bakterilerdir. Her iki mikrop grubunun da tedavisi birbirinden farklıdır. Özelliği olmayan virüsler kendi kendilerine yaklaşık olarak bir-iki hafta içinde iyileşirler. Bakterilerin ise antibiyotik kullanımı gerektiren farklı bir tedavi yöntemi vardır. Enfeksiyonlar dışında birçok hastalıkta boğaz ağrısına sebep olmaktadır. Boğazın kendi enfeksiyonu olmamasına rağmen sinüslerden akan ya da akciğerden kaynaklanan akıntılar boğazda tahrişe neden olur. Bundan dolayı da boğaz ağrısı oluşur.

 

Boğaz ağrısının en önemli nedeni kronik farenjittir. Kronik farenjit mikrobik enfeksiyona bağlı olmayan hastalıklar haricinde boğazın tahriş olmasından dolayı ortaya çıkan boğazda ki mukozanın iltihabıdır. Bunun altında yatan sebepler çok önemlidir. Sebebin bilinmesi tedavi sürecinde hem tedavinin işleyişini hem de tedavinin nasıl sonuçlanacağını belirler. Kronik faranjite sebep olan üç önemli etken bulunmaktadır. Bunlardan ilk olanı sigara içmektir. Sigara içen kişinin sigara kullanımını bırakmaması tedavinin net bir şekilde sonuçlanmamasına neden olmaktadır. Bundan dolayı sigara içen kişinin tedaviden istenilen sonucu alabilmesi için sigarayı kesinlikle bırakması gerekir. Diğer bir etken ise mide özsuyunun boğaza kadar gelerek orada kimyasal süreçte tahrişe sebep olması ve mukozada yan etkilerin ortaya çıkmasıdır. Başka bölgede bulunan enfeksiyonun yani burun, sinüs ya da akciğerde bulunan enfeksiyonun boğazdan geçerek balgam ya da öksürük gibi şeylerle tahrişe sebep olması kronik farenjite neden olmaktadır.

 

Boğaz ağrısına sebep olan özellikli bir durum yok ise virüsler için ilaç kullanılamamaktadır.  Bunun yerine boğaz bölgesini rahatlatmak için gargara ve pastil gibi lokal tedaviler uygulanabilir. Boğaz ağrısı çeken hastanın yiyecek ve içeceklerine dikkat etmesi gerekir. Hastanın su alımını fazla tutması gerekmektedir. Bağışıklık sistemini desteklemek için vitamin bakımından zengin ilaçlar kullanılması gerekebilir.

 

Bakterilerin neden olduğu boğaz ağrısı hastalıklarında, bakterilerin tam olarak ne tür bakteriler olduğunu tespit etmek gerekir. Tespit edildikten sonra bakterilerin türüne göre verilen ilaçların kullanılması gerekir. Boğaz ağrısı akut bir enfeksiyona bağlıysa ve tedavi edilmezse daha ciddi sonuçlar doğurabilir. Giderek kronikleşebilecek başka enfeksiyonlara neden olabilir. Basit görülen virüs enfeksiyonu bağışık yetmezlikli bir hastada tedavi edilmezse kronik bir hal alabilir ve kronikleşmiş akciğer enfeksiyonlarıyla uzun yıllar mücadele verilmek zorunda kalınabilir.

 

Boğaz ağrısı çeken hasta bol bol sıvı tüketmelidir. Sigara, kirli hava gibi boğazı tahriş edebilecek yerlerden uzak durulması gerekmektedir. Tozlu ev ortamı hem alerji yönünden, hem de hastalığı direkt etkileme yönünden zararlıdır. Bu yüzden dikkat edilmesi gerekmektedir. Kullanılmak istenilen kumaş ve yine temizlik için kullanılması gereken temizlik ürünlerinin de dikkatli seçilmesi alerjiye karşı yararlı olur. Tüketilen içeceğin çok sıcak ya da çok soğuk olmaması gerekmektedir. Boğazı rahatlatmak için evde kullanılacak gargara ve pastil de işe yaramaktadır. Yutulması kolay olan yiyeceklerin tüketilmesi gerekmektedir. Gece yatılacak ortamın çok kuru olmamasına dikkat edilmesi gerekmektedir.

 

BOĞAZ AĞRISINA YAKLAŞIM

-Tonsillit bulguları olan ancak diğer solunum belirtileri olmayan hastalarda boğaz swab kültürü veya hızlı test yapılır.

-Grup A streptokok enfeksiyonlarında antibiyotikler kullanılır.

-Peritonsillar abse(Uvula denen küçük dilin orta hattan kaydığı görülür) bir an önce saptanarak tedavi edilmelidir. Trismus (ağız açma güçlüğü ve ağrı), peritonsiller aralıkta şişme, kulağa yayılan tek taraflı ağrı, yutma güçlüğü, konuşurken telaffuz güçlüğü görülür.Tedavide abse drenajı yapılır veya tonsillektomi ve antibiyotik uygulanır.

-Rekürren tonsillitte enfeksiyon kaynağı saptanmalıdır.

-Salgınlar saptanarak kontrol edilmelidir (grup C veya G streptokok kaynaklı olanlar dahil).

 

BOĞAZ AĞRISINA NEDEN OLAN MİKROPLAR

 

Virüsler

Çocuklardaki kulak burun boğaz enfeksiyonlarının en sık sebebi "soğuk algınlığına"  neden olan

viral enfeksiyonlardır. Viral etkenler:

• Rhinovirus

• İnfluenzavirus

• Parainfluenzavirus

• Adenovirus

• Coxsackievirus

• Echovirus

• Reovirus

• Respiratory sinsisyal virus

Viral farenjit genellikle orta derecede boğaz ağrısına yol açar ve hastalarda hafif ateş, boğaz kızarıklığı vardır. Tonsiller genellikle büyük olmakla beraber bakteriyel enfeksiyonlarda olduğu gibi büyük iltihaba odaklara rastlanılmaz.

Bakteriler

• Moraxella (Branhamella) catarrhalis

• Streptococcus pneumoniae

• Haemophilus influenzae

• A Grubu beta hemolitik streptokoklar (AGBHS)

•Staphylococcus aureus

 

Boğaz ağrısı genelde viral bir nedene bağlıdır. Virüsler yüksek ateş, deri döküntüsü ve boğazda iltihaba yol açabilir. Virüsler tüm tonsillit ya da farenjit vakalarının yüzde 80-90 kadarından sorumludur. Adenovirus enfeksiyonları her yaş grubunda bulunmakla beraber, genellikle beş yaş altındaki çocuklarda yaygındır. Üst solunum yolu enfeksiyonlarının çoğuna adenovirüs neden olur. Human Herpes virüs-6,  6. hastalık, roseola infantum hastalığı etkenidir. Bu hastalıkta kulak arkası bezelerde şişme, yüksek derece ateş ve genelde orta kulak iltihabıda görülür. Human Herpes virüs-6 2 yaş altı çocuklardaki üst solunum yolu enfeksiyonlarının %20'sinden sorumludur. 3. günden sonra ateş düşer ve hemen ardından basmakla solan döküntü tüm vücutta görülür. Bu döküntü 1 haftada düzelir. Epstein-Barr virüsü (EBV) boğaz enfeksiyonu hastaların %10'dan daha azında saptanır. Ergenlerde tipik mononükleoze yol açmaktadır, ancak benzer klinik tablo küçük çocuklarda da görülmektedir.

 

Grup A streptokok tüm tonsillit ya da farenjit vakalarının yüzde 10–20 kadarından (salgın sırasında yüzde 40) sorumludur. Farenjit sıklığı yazın en düşük düzeydedir.

 

Grup C veya G streptokok kaynaklı bir boğaz enfeksiyonu, grup A streptokok kaynaklı enfeksiyona benzer.Bu gruplar salgın yapabilir, ancak sekel bırakmaz.

 

Mikoplazma ve klamidya belirti veren ya da vermeyen hastalarda eşit derecede saptanmıştır, araştırılması gerekmemektedir. Ergenlerde genital bölgedeki irinli akıntıya, el ve ayaklarda döküntü ve boğaz ağrısı eşlik ediyorsa Neisseria gonorrhoeae'nin neden olduğu gonore hastalığı düşünülmelidir.

 

Arcanobacterium vakaların yüzde birinden azında saptanır. Klinik tablo kızıl hastalığına benzer. Tedavi edilmesi gerekmemektedir.

 

A GRUBU BETA-HEMOLiTiK STREPTOKOK (AGBHS)

Çocuk yaş gurubunda en sık farenjit sebebi olan bakteri AGBHS(A grubu Beta Hemolitik streptokok)'dur. Antibiyotiklerin ortaya çıktığı yarım yüzyıl içinde, AGBHS(A grubu Beta Hemolitik streptokok) kaynaklı farengeal enfeksiyonların komplikasyon(istenmeyen etki) oranında belirgin bir düşme kaydedilmiştir. İlaç tedavisine başlanılmadan da vakaların büyük bir bölümünde belirtiler vücudun bağışıklık sistemi sayesinde geriler. Küçük bir grup hastada AGBHS (A grubu Beta Hemolitik streptokok) enfeksiyonu sonrası böbrek, kardiyak, romatizmal komplikasyonlar(istenmeyen olumsuz durumlar) görülebilir. Böyle bir ihtimalin bile olması hastalığın tanı ve tedavisinde aciliyet gerektirir.

 

Streptokok enfeksiyonu en sık kış ve ilkbaharda görülür. Serin veya orta kuşak iklimlerde daha sık görülür. Okullarda, askeri koşullarda, yatakhanelerde ve çok çocuklu ailelerdeki yakın kişisel temaslar hastalık için risk faktörü oluşturur.

 

TONSİLLİT (BADEMCİK İLTİHABI)VE FARENJİTLER(BOĞAZ KIZARIKLIĞI)

• Bu hastalıkların gelişim süresi 1 ile 4 gün arasındadır.

• Enfeksiyon geçiren kişilerin hastalığı yaymadaki rolü tartışmalı olmakla beraber çalışmalar, kişilerin enfeksiyonu nadiren etrafa yaydıklarını  göstermektedir.

• Bulaşma genellikle havadan damlacık yolu ile olur.

• Mikrooarganizmanın gücü ve insan direncine bağlı olarak enfeksiyonun bulaşma riskini belirler, ancak ilk dönemlerinde daha bulaşıcıdır.

•AGBHS(A grubu Beta Hemolitik streptokok) insan vücudunu etkileyen en az 20 çeşit ekstrasellüler (hücre dışı)madde salgılar.

 

Hastada boğaz ağrısı, ateş, halsizlik, baş ağrısı, bulantı, kusma, karın ağrısı görülür. Öksürük, burun akıntısı, ses kısıklığı, göz kızarıklığı ve akıntısı daha çok viral enfeksiyonu düşündürür. Orta kulak iltihabı,  sinüzit veya peritonsiller(bademcik etrafında) abse gibi ikincil hastalıklar ortaya çıkmazsa hastalık 3-5 gün içinde düzelir.

 

Muayenede boğazda ve bademciklerde kızarıklık ve iltihap görülür(%50-90). Boğaz ve bademcik çukurunun mukozal yüzeyleri tipik olarak kızarık ve bazen şişdir. Klasik görünüm olan iltihap ve kızarıklık çok hafiften ağıra kadar 3 şekilde görülür. %30-60 oranında boyun öl bölgesi bezelerinde büyüme görülür.

 

Yapılacak tahliller

• Boğaz Kültürü,

• Hızlı antijen testleri,

• Kan tahlilleri: 1. Formül lökosit, 2. Sedimentasyon, 3. ASO.

 

-Boğaz kültürünün ekonomikliği tartışlma konusu olmasına rağmen birçok merkez hala bu tetkiki AGBHS AGBHS(A grubu Beta Hemolitik streptokok)’nin uygun tedavisini belirlemede altın standart olarak kabul etmektedir.

-Hızlı antijen testlerinin bulunmasıyla hastaya antibiyotik verilir. Bundan dolayı hastanın tekrar görülme gereği ortadan kalkar. Ancak duyarlılığı %70-85'de kaldığı için kültür kadar güvenilir değildir. Hızlı antijen saptama testleri genellikle boğaz kültüründen daha pahalıdır. Genellikle hızlı antijen testi negatif cevap verirse ve klinik şüphe varsa kültür yapılması tavsiye edilmektedir. Sonuçların kültürle doğrulanması gerekir, zira kültürün sensivitesi %91-95 civarındadır. İyi netice almak için kültür bademcik, bademcik üzerindeki çukurlar veya arka farinks duvarından sürüntü şeklinde alınmalıdır. Kültür sonucu beklemeden tedaviye başlamak tartışmalıdır.

-Ampirik tedaviyle daha iyi neticeler alındığını ve kültürün zaman ve ekonomi yönünden olumsuzluklar taşıdığını ileri sürenler de vardır. Bazı çalışmalar erken antibiyotik tedavisi klinik yanıtı hızlandırır.

-ASO belirleyici olmakla beraber eski bir enfeksiyondan da kaynaklanabilir veya diğer kan tahlilleri lökosit ve sedimentasyon artışları bu enfeksiyona spesifik veriler olarak kabul edilmezler. Ama viral enfeksiyonla ayırıcı tanıda kullanılabilir.

 

TEDAVİ

a- Erişkinler: Ateşi, şiddetli sistemik bulguları ve tonsilleri üzerinde iltihapları bulanan tüm erişkinlerde ilk akla gelen AGBHS(A grubu beta hemolitik streptokok) olmalıdır. Hafif farenjitli, bezeleri belirgin olmayan burnu tıkalı hastalarda bakteriyel enfeksiyonu ikinci planda düşünerek semptomatik tedaviye (nem oranını ayarlamak, nazal konjestiyonu gidermek, ...gibi) yönlenmeli, bunların  arasında kalan durumlarda yani kararsız kalınan hastalarda ise ilk planda AGBHS(A grubu beta hemolitik streptokok) enfeksiyonunu ekarte etmek gerektiği için laboratuar yöntemlerine başvurulmalıdır.

b- Çocuklar: Bu tavsiyenin temelinde çocuklarda streptokokkal farenjit ve buna bağlı sekellerin artışı vardır. Bu konuda araştırma yapan doktorların büyük bir kısmı bizim de önerdiğimiz gibi şüphe halinde ampirik(denemeye bağlı) antibiyotik tedavisini önermektedirler.

 

1. AGBHS(A grubu beta hemolitik streptokok)'ların penisiline direnç gösteren izole gurubu bulunmamıştır.

2. Eritromisine direnç gösteren AGBHS(A grubu beta hemolitik streptokok) çok nadirdir.

3. Hastada aynı anda beta-laktamaz üreten Haemophilus influenzae enfeksiyonu varsa, bu enfeksiyon tedaviye direnç gösterebilir.

4. Yukardaki sebeplere bağlı kalınarak tedavide ilk seçenek antibiyotikler

• Penicillin (penicillin V, penicillin G benzatine)

• Eritromisin ve makrolidler

• Sefalosporinler

•AGBHS(A grubu beta hemolitik streptokok)  olgularının büyük bir bölümü tedavisiz olarak kendiliğinden geçse bile komplikasyonlar(istenmeyen olumsuz etkiler) dikkate alındığında antibiyotik tedavisi endikasyonu vardır. Ayrıca streptokok kaynaklı üst solunum yolu enfeksiyonlarının çoğu tedavisiz iyileşse de çalışmalar antibiyoterapinin romatizmal ateş dahil süpüratif(irinli) ve non-süpüratif(irinli olmayan) sekelleri önlediğini ve klinik düzelmeyi hızlandırdığını göstermektedir. Penisilin tedavisi sırasında AGBHS(A grubu beta hemolitik streptokok) 'ları inhibe eden alfa hemolitik streptokoklarda da azalma görülmektedir, bunun önüne geçmek ve beta laktamaz sorununu en aza indirgemek için ikinci kuflak sefalosporin kullanımı önerilebilir.

• Ampirik(tecrübeye dayalı ) uygulamalar: Antibiyotik uygulaması grup A antijeni için pozitif hızlı strep testi olanlarda gereklidir. Test negatifse veya uygulanamıyorsa, testin yalancı negatif olduğu veya başka, penisiline duyarlı bir organizmanın hastalıktan sorumlu olduğu farz edilerek ampirik tedavi tam doz olarak veya boğaz kültürü sonucu çıkana kadar birkaç günlük süre için verilebilir. Hızlı strep testin yalancı negatifliği göz önünde bulundurulduğunda negatif teste dayanarak tedaviyi yönlendirmek doğru değildir.

• AGBHS çok sayıda antibiyotiğe duyarlı olmasına rağmen penisilin nerdeyse tüm vakalarda seçkin ilaç olmayı sürdürmektedir. Depo benzatin penisilin G, AGBHS tedavisinin birincil tedavisi olarak kabul edilmektedir. Bununla beraber en sık uygulama oral olarak 10 gün penisilin verilmesidir. Daha kısa süreli kullanımlar bakteriyolojik nükslerle ilişkilidir ve romatizmal ateşten korunmada daha az etkilidir. Hafif klinik seyir beklenen hastalarda makrolid grubu antibiyotikler seçilebilir. Tedavide başka bir görüş ise hastayı iyi takip etme imkanı varsa 3 gün süreyle hiçbir ilaç vermemek ve çocuğun bağışıklık sisteminin mikroorganizmaya vereceği cevabı beklemektir. Ancak klinik tablo kötüye gidiyorsa veya 3 gün içinde yeterli cevap alınamıyorsa mutlaka antibiyoterapiye başlanır.

• Antimikrobiyal tedaviyi takiben hekimlerin çoğu çocuğun 36-48 saat sonra okula dönmesine izin verir.

 

Tekrarlayan (Rekürren) AGBHS

Günümüzde rekurren AGBHS enfeksiyonlarında belirgin bir artış izlenmektedir. Genellikle 8 yaşın altındaki çocuklarda görülür. Penisilin tedavisini takiben atakların oluşması hekimleri alternatif tedavi arayışlarına yönlendirir.

• Alfa hemolitik streptokok ve beta laktamaz üreten organizmalar enfeksiyona karışlmadıkça AGBHS tedaviside penisilinler yeterlidir.

• Başka bir çalışmada tekrarlayan AGBHS enfeksiyonlarında alfa hemolitik streptokok, non hemolitik streptokok ve anareobların (Prevotella, Peptostreptococcus) seviyelerinin hastalıksız kişilere göre daha az olması bu mikroorganizmaların AGBHS gelişimini önleyici etkilerinin olması şeklinde yorumlanmıştır.

 

Bu konularda karşıt görüşler de vardır. Bunlara örnek olarak; boğaz florasında beta laktamaz üreten bakterilerin olması halinde penisilin V'nin inaktive olduğu veya alfa hemolitik streptokokların inhibitör kapasitelerinin azaldığı hipotezini ortaya koymak için yapılan bir araştırmada bu yönde kanıt bulunmamıştır, ancak tekrarlayan enfeksiyonlarda önemli bir faktör olduğu kabul edilmektedir.

• Penisilin alerjisi olan hastalarda veya damardan penisilin uygulamasından kaçınmak isteniliyorsa eritromisin ve makrolidler, bunları takiben de sefalosporinler tedavi seçeneğidir.

 

Eradikasyon(Hastalığın kökünün kazınması)

• Tam bakteriyolojik temizlenme istendiğinde, örneğin bir aile üyesinde romatizmal ateş hikayesi varsa, klindamisin veya rifampinle kombine edilmiş ikinci bir penisilin tedavisi başarılı olabilir. Tekrarlayan yakınmaları olan hastalarda serotipleme(tiplere ayırma)  faydalı olabilir.

• Bu hastalarda koruyucu antibiyotik profilaksisinin yararı gösterilmemiştir.

•Bu durumlarda tonsillektomi en uygun yaklaşım.

 

Antimikrobiyal tedavi sırasında hasta, sıvı alımı, ağrı kontrolü ve peritonsiller abse gibi olası süpüratif (irinli)komplikasyonlar(istenmeyen olumsuz etkiler) açısından takip edilmelidir. Küçük çocuklar hızla dehidrate(susuz kalabilir) olabilir ve sıvı tedavisi için hastaneye yatmaları gerekebilir. Akut(ani gelişen) adenotonsillitin(geniz eti ve bademcik iltihabı) tedavisi, komplikasyon(istenmeyen olumsuz etki) gelişmediği sürece ilaçla yapılır. Yatak istirahati, yeterli sıvı alımı, analjezik(ağrı kesici), antipiretik(ateş düşürücü) tedaviye ek olarak, gargara ve antiseptik solüsyonlar tedaviye eklenebilir.

 

Antibiyotik hastalığın süresini çok fazla kısaltmamakla beraber, belirtilerin şliddetini azaltması ve muhtemel komplikasyonların (istenmeyen olumsuz etki)önüne geçmesiyle klinik iyileşme sağlar.

 

AGBHS(A grubu beta hemolitik streptokok) adenotonsillitlerde antibiyotik kullanımı ilaç seçiminden doz

ve süreye kadar muhtelif değişik görüşlerin ortaya atılmasına sebep olmuştur.

 

Pratik uygulamada kültür antibiyogram alınması, ender rastlanan suşların tespiti için yararlı olabilir. Tedaviye başlamak için kültür antibiyogram sonucu beklenmemelidir. Daha çok viral enfeksiyonlara ikincil gelişen Haemophilus influenzae ve Pneumococcus gibi suşlarda beta-laktamaz pozitifliği artmaktadır. Bu gibi patojenlerden şüphelenildiği

 
Etiketler: BOĞAZ, AĞRISI,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
21 Ocak 2017
İNSAN VÜCUDU HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER
1919 Okunma.
10 Aralık 2016
AĞIZ İÇİNDE YARA
1862 Okunma.
26 Kasım 2016
ABUR CUBUR BAĞIMLILIĞI NEDİR ?
981 Okunma.
01 Ağustos 2016
BOYUN AĞRISI
1133 Okunma.
10 Temmuz 2016
KALP(GÖNÜL)
1020 Okunma.
09 Temmuz 2016
UYKU
1025 Okunma.
03 Temmuz 2016
GÜNEŞ ÇARPMASI
1308 Okunma.
29 Haziran 2016
BOĞAZ AĞRISI
1059 Okunma.
22 Haziran 2016
DİSFONİ(SES KISIKLIĞI)
1219 Okunma.
19 Haziran 2016
ÇÖREK OTU
1839 Okunma.
18 Haziran 2016
SERABRAL PALSİ(BEYİN ÖZÜRLÜĞÜ)
1088 Okunma.
10 Haziran 2016
Oruç Kanser Oluşumunu Engeller
913 Okunma.
10 Haziran 2016
ORUÇ
1040 Okunma.
09 Haziran 2016
ASPİRİN
1007 Okunma.
09 Haziran 2016
İNME(FELÇ)
948 Okunma.
06 Haziran 2016
MİDE FITIKLARI VE TEDAVİSİ
937 Okunma.
02 Haziran 2016
BURUN AKINTISI
1126 Okunma.
30 Mayıs 2016
HAREKET BOZUKLUKLARI
1462 Okunma.
30 Mayıs 2016
HAREKET BOZUKLUKLARI
1150 Okunma.
23 Mayıs 2016
TİTREME(TREMOR)
1285 Okunma.
06 Mayıs 2016
ÇOCUK VE GENÇLERDE ŞİŞMANLIK
1115 Okunma.
01 Mayıs 2016
İŞKEMBE ÇORBASI
1150 Okunma.
30 Nisan 2016
KARIN ŞİŞLİĞİ
1165 Okunma.
28 Nisan 2016
1225 Okunma.
27 Nisan 2016
İDRAR KAÇIRMA(ENÜREZİS)
1015 Okunma.
27 Nisan 2016
Büyüme Geriliğinin Nedenleri
1047 Okunma.
27 Nisan 2016
UZUN BOY
1102 Okunma.
26 Nisan 2016
ÇOCUKDA SAKARLIK(DİSPRAKSİYA)
1182 Okunma.
25 Nisan 2016
Diyabet
1007 Okunma.
15 Nisan 2016
Sivrisinek Sokması
1233 Okunma.
10 Nisan 2016
ÇOCUKLUK ÇAĞI KANSERI NEDİR?
1342 Okunma.
07 Nisan 2016
ANNE SÜTÜ
1195 Okunma.
06 Nisan 2016
TIRNAK HASTALIKLARI
1289 Okunma.
Haber Yazılımı